mudanya,tirilye,bursa,cumalıkızık,yurt içi gezilerim,

İstanbul’da yaşıyorsunuz; hafta sonu yaklaştığında şöyle kafa dinleyeceğim biryer olsun, fazla kalabalık da olmasın, dönüşte evime gelmek için trafik derdi de olmasın, biraz daha abartalım; hadi giderken de trafiğe takılmadan hatta eğer Avrupa yakasında oturuyorsanız şöyle hem arabayla gideyim hem de araba kullanmayayım diyerek gidebileceğiniz bir yer var bu yazıda. Mudanya, Tirilye…

Herzaman akla daha popüler olmuş yerler gelir kısa bir kaçamak için, gidince iyi ki de kimsenin aklına gelmediği için şükrediyorsunuz ve sadece size özel oluşturulmuş bir dünyada geziyor gibi hissediyorsunuz. Bu yazımda uzun zamandır hiç bu kadar keyif almadığım günübirlik Tirilye, Mudanya, Cumalıkızık gezimizden bahsetmek, size yine de cazip gelmezse gitmeden gitmiş kadar hissettirmek istiyorum.

Kısa zamanda bizlere anne ve babamız kadar yakın olan, hatta 2,5 yaşındaki oğulumun anneanne ve dede diye benimsediği çok değerli aile dostlarımızdan çıkıyor fikir. Cumartesi Tirilye’ye gitmek üzere plan yapsak diye (benim sonradan haberim oluyor). Fikri duyar duymaz gerekli planlamalar içgüdüsel olarak bende yapılmaya başlanıyor. Dört yetişkin, bir çocuk ve bir araç. Yenikapı İDO çok yakın. Karayolu ile yaklaşık 200km. Arabalı feribot ile 90 dakika, trafik yok, yorgunluk yok, feribotu kaçırmamak için evden çıkış saatinde disiplin de var, dolayısı ile erken varış ve günden azami faydalanma var. Bunların üstüne daha da ekonomik. 07:30 Yenikapı-Bursa (Mudanya) feribotunda alıyoruz soluğu. Kahvaltı feribotta veya varınca Tirilye’de olabilir tercih sizin, çünkü engeç 09:30’da Tirilye’desiniz.

Feribottan Mudanya iskelesinde indikten sonra araçla tabelaları takip ederek Tirilye’ye ulaşana kadar; hafif kıvrımlı yollar etrafında zeytin ağaçları içinde seyrederken denizin mavisi ve kış güneşinin verdiği aydınlık da sizlere eşlik ediyor. İyi ki bugün burdayım ve iyi ki yapmışım dedirtiyor.

Tirilye’yi gezmek yaya olarak daha uygun. Fakat ben de başka blogları okuyarak geldiğim için tavsiyelere uyarak ilk önce Çamlı Kahve ve Bağ Evi isimli iki mekanın da olduğu manzaralı bir tepeye çıkıp sabah çayı içerek başladık bu küçük kasabanın tadını çıkarmaya. Burada otururken, çarşıya indiğimizde gezip görebileceğimiz yerleri listeledim. Fatih Camii, Aziz Vasil Kilisesi (Kültür Merkezi), Kemerli Kilise, Yuannes Kilisesi (Dündar Evi), Taş Mektep.

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çamlı Kahve manzara

Biz Çamlı Kahvede oturduk, mevsime göre açık ve kapalı alanı olan, kahvaltılık ve atıştırmalık birşeyler yiyip içebileceğiniz, denizin mavisi ve sessizliğin tadını sobaya yakın sıcak masalarda oturarak çıkaracağınız bir ortam.

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çamlı Kahve

Artık gezme zamanı diyerek kalkıp, şehir merkezine iniyoruz. Gezilecek yerler birbirine yakın yürüme mesafesinde bulunuyor. Zaten yazdığım yerlerden fazla birşey beklememek lazım. Hepsi genellikle kapalı ya da tadilatta. Burada güzel ve farklı olan hergün yaşamaktan monoton hal almış yaşamımızda değişikllik yaparak başka bir kasbada nefes almak, avare avare dolaşmak olacak.

Gezmeye, Aziz Vasil Kilisesi olarak bilinen ve günümüzde restore edilerek Kültür Merkezi olan eski kırmızı tuğla binayı görerek başlıyoruz. Burası da heryer gibi kapalı ama havayı dolduran soba dumanı ve sabah güneşinin birleşmesiyle ortaya çıkan görüntüde fotoğraf çekmek keyif verici. Yürümeye devam ederken karşımıza iki veya üç katlı, yıllardır kullanılmadığı aşikar olan ahşap binalar, yenileme çalışmaları için iskeleler kurulmuş evlere rastlıyoruz bolca.

 

 

Şehrin mimarisi genellikle korunmuş olmasına rağmen araya sıkışmış olan yeni yapılar bu sokaklarda da mevcut. Şehrin dor sokaklarında bol bol fotoğraf çekerek yürüyüruz, fotoğrafını çektiğimiz evin sahipleri ile sohbet ediyoruz, bütün samimiyetleriyle evin hikayesini (Taş Mektep’in yanıbaşındaki bu evin eskiden bir simit fırını olduğu, zamanla mektebin kapanmasıyla, ufak tefek dönüşümlerle nasıl yaşam alanlarına kattıkları) dinliyoruz.

Hemen birkaç adım sonra şuan restorasyonda olan Taş Mektep duruyor, Rum mimarisi örneği olan tamamen taş bu bina mübadeleye kadar okul olarak hizmet vermiştir. Osmanlı döneminde özellikle Anadolu’nun birçok köşesinde olduğu gibi neoklasik tarzdaki yapılara örnek. Uzun yıllar kullanılmadığı için harabe olmuş ve restorasyona alınmış olarak bekliyor.

 

Foto: Ali Altınbağ — Taş Mektep

İlerlerken iki sokak ayrımında bulunan ve elde kalan dar arsayı değerlendirilerek inşa edilen ev ilgimizi çekiyor. Tabii ki hemen fotoğraflıyoruz. Halk arasında dar ve uzun olduğundan dolayı tabuta benzetilerek Tabut ev diye anılıyor.

 

Foto: Ali Altınbağ (tabut ev)

Sokakta ilerlemeye devam ederken hemen sağ tarafımızda ise Fatih Camii ve Avlulu hamam karşılıyor bizi. Cami eskiden kilise olan bir ibadethane. Namaz vakitleri dışında kapalı olduğundan içini göremiyoruz. Sokağın sonu denize kavuşturuyor bizi.

 

Foto: Ali Altınbağ — Fatih Camii

Denize kavuştuğumuzda küçük bir sahil kasabasında olduğunuz iyice pekişiyor, hayallere dalıp bol fotoğraf çekerken denizin burnunuzu hafif yakan keskin kokusunu almak yeniliyor inasanı. Sahilde sıra sıra balık lokantaları da yerini almış durumda. Eminim ki hepsi birbirinden iyi. Yolda kime rastlayıp birşey sorsak veya selam versek aslında bizlerin bu büyük şehirlerde unuttuğu samimiyeti buluyoruz, çıkarsızca.

Kısa bir sahil yürüyüşü sonrasında çok uzun olmayan tek caddesi üzerinde kurulmuş esnaflara rastlıyoruz. Zeytin, zeytinyağı ve diğer ürünler satanlar, kahvehane, lokanta, simit fırınları…

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

İlk durağımız bir zeytinci; çeşit çeşit zeytinlerin tadına bakıyoruz (zeytin kültürümüz iyidir). Tirilye aynı zamanda zeytinle eşdeğer bir yer. Kendine has etli (halk arasında Jumbo deniyor) zeytinleri ile bilinir. Damak tadımıza uyan zeytinlerimizi aldıktan sonra burada çalışan ve gerçekten esnaf ve en önemlisi misafirperver olan Ramazan Bey’den oturup çay içebileceğimiz yer tavsiyesi alıyoruz, hemen karşı komşusu olan simit fırınını işaret ediyor.

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

Oturmuşken, rafta duran ce çıtır gevrek oldukları üzerindeki pekmez ile pişirildiği belli olan koyu görüntüsünden okadar belli ki yememek elde değil. Bu saatte ellerinde kalmadığını öğrendiğimiz tahinli pideleri de meşhurmuş. Biz hızımızı alamayıp dereotlu poğaça da söylüyoruz ve karşımda elinde kocaman bir tabağın içine koyduğu çeşit çeşit zeytinlerle yolun karşısından masamıza doğru gelen Ramazan Bey’i görüyorum. Biraz önce tadına doyamadığımız zeytin çeşitleri hemencecik masamızdaki yerini almıştı bile. Öğlen yemeğinde taze balık yeme planlarını sürekli yanındakilere bastıra bastıra ifade eden ben, bu beklenmedik, spontan gelişen jest, lezzet ve tıkabasa doyma sonunda balık planını başka sefere bırakıyorum. İnsanların böylesi davranışlarını, jestlerini o kadar unutmuş olacağız ki çok hoşumuza gidiyor.

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

 

Foto: Ali Altınbağ — Tirilye Çarşı

Bu şirin ve insanlık dolu kasabaya doyduktan sonra ki henüz öğlen yeni olmaktaydı. Zamanı verimli kullanarak buralara kadar gelmişken Mudanya ve dönüşte karayolunu kullanacağımız için Cumalıkızık’ı da görecek şekilde yola koyulma vakti gekdiğini düşündük.

Mudanya merkeze geldiğimizde Mütareke Evi Müzesi’ni ziyaret etmek istiyoruz. Öğle tatiline denk geldiğimiz için Mudanya’nın denize açılan her sokağındaki eski evlerin onarılarak hayata devam ettirildiğine tanık oluyoruz. Güneşli olmasına karşın soğuktan dolayı bu mekanlarda oturarak vakit geçiriyoruz.

 

Foto: Ali Altınbağ — Mudanya

 

Foto: Ali Altınbağ — Mudanya

 

Foto: Ali Altınbağ — Mudanya

Mütareke Binası; İtilaf Devletlerinin TBBMM’yi mütarekeye çağırmasından sonra yer olarak belirlenen bu evin içinde mobilya bile yoktur. İmkanlar çok kısıtlıdır. Etraftaki evlerden ödünç olarak eşya toplanır ve sonra geri verilir.Toplantıya dönemin cephe komutanları katılır bizleri temsilen ise Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü katılır. Mütareke ile, İstanbul, Boğazlar ve Trakya geri kazanılmıştır. 11 Ekim 1922’de Mütareke imzalanır.

 

Foto: Ali Altınbağ — Mudanya Mütareke Binası

Artık mudanya’dan ayrılarak Bursa şehrini geçerken Uludağ’ın karlı zirveleri eşlik ediyor bizelere. Yaklaşık 50 dakika sonra Bursa’nın Cumalıkızık Köyü’ne ulaşıyoruz. Buraya kadar zevk alıp doya doya aktardığım şeyler sonlanıyor ve eleştirilerim başlıyor. Bu manzara benzer her turistik köyde aynı olduğu için bence artık dayanılmaz bir durum almıştır. Köyün girişinde oluşturulan, eskiden üzerinde tarım yapılan tarlalar şuan koskocaman otopark olmuş ve sizi zorla buraya yönlendiriyor. İmkanlar bunu gerektirse de girmeyip köyün içine araçla devam ettikten sonra yine bu sefer köyün öbür tarafında başka bir otoparka giriyoruz.

 

Foto: Ali Altınbağ — Cumalıkızık

Yıllar önce gittiğimde bana daha cazip gelen bu köy şimdilerde birbirinin benzeri işlerle faaliyet gösteren ticarethane oluvermiş. Eskiden sadece köy meydanında bulunan tezgahlar şimdi her evin altındaki kocaman avlu kapılarını dolduruyor, her ev bir yeme içme işletmesi olmuş durumda. Gelenlerin taleplerini fazlasıyla karşılayacak fakay aynı şeylerin bulunduğu yerler olduğunu belirtmek isterim.

 

Foto: Ali Altınbağ — Cumalıkızık

Kısa bir turun ardından buradan da ayrılarak İstanbul’a karayolundan dönecek şekilde planımızı yaparak yol alıyoruz. Bursa-İstanbul yolunun bir klasiği olan Köfteci Yusuf’a uğramayı da ihmal etmedğimizi bildirmek ve dört yıl önce nasılsa, aynı kaliteyi ve fiyat politikasını bozmadan devam ettiğini görmek bir işletme adına sevindiriciydi.

Bursa-İstanbul (Bakırköy): Osman Gazi Köprüsü ve Avrasya Tüp Geçidini kullanarak (hafif yoğunluğa sahip İst. Trafiği dahil) 2 saat sürüyor ve 12 saat sonra tekrar, yola çıktığımız noktaya, evimize ulaşıyoruz.

İşte , Oniki saate nasıl bir şehir dışı kafa dinleme gezisi sığdırılır?

Küçük bir örnek.

 

 

Yorumlar(0)

Yorum Bırak


CAPTCHA Image   Reload Image